İstanbul’da kaç hayvan barınağı var? Bu sorunun peşine düşmeden önce içimde birikenler
Kayseri’de sabahlar biraz sert başlar. Soğuk, kuru ve insanı kendine getiren bir havası vardır şehrin. O gün de öyle bir sabahtı. Elimde çay, telefon ekranında kaydırırken bir video çıktı karşıma: yağmurun altında titreyen bir köpek, bir kaldırım kenarında. Altında bir yorum: “İstanbul’da kaç hayvan barınağı var, bilen var mı?”
O cümle öylece kaldı bende.
Basit bir soru gibi duruyor ama değil. Çünkü ben o an sadece bir sayı aramıyordum. İçimde bir şeyler sıkışmıştı. Sanki o köpeğin bakışı, ekranın içinden bana bakıyordu. O gün not defterime şunu yazdım: “İstanbul’da kaç hayvan barınağı var?” Ama cevap bulmak için değil, sanki içimdeki yükü nereye koyacağımı bilemediğim için.
Kayseri’den İstanbul’a uzanan düşünce treni
Kayseri’de büyürken sokak hayvanları bizim için hayatın normal parçasıydı. Mahalle aralarında dolaşan kediler, kışın kapı önlerine sığınan köpekler… Ama insan büyüdükçe fark ediyor; her şehir aynı değil.
İstanbul’u hiç yaşamadım ama defalarca gittim. Her gidişimde en çok dikkatimi çeken şey şu oldu: kalabalığın içinde bile yalnızlık çok görünür orada. Özellikle sokak hayvanlarında.
Bir keresinde Kadıköy’de yürürken, yağmur yeni başlamıştı. Bir köpek, vapur iskelesinin yanında titriyordu. İnsanlar geçiyordu, kimse durmuyordu. O an kendime yine aynı soruyu sordum: İstanbul’da kaç hayvan barınağı var ve bu kadar hayvan gerçekten oralara ulaşabiliyor mu?
İstanbul’da kaç hayvan barınağı var? Cevabı ararken karşılaştığım gerçek
Bu sorunun net, tek bir cevabı yok aslında. İstanbul’da tek bir merkezden yönetilen küçük bir sistem yok. İlçe belediyelerinin kendi hayvan bakımevleri var, ayrıca büyükşehir belediyesinin de tesisleri bulunuyor.
Yani mesele bir sayı meselesinden çok daha karmaşık.
İstanbul gibi dev bir şehirde:
İlçe belediyelerine bağlı bakımevleri
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait rehabilitasyon merkezleri
Geçici bakım alanları
STK ve gönüllü destek noktaları
hepsi birlikte bir yapı oluşturuyor.
Ama ben o gün bunu öğrenirken içimdeki huzursuzluk geçmedi. Çünkü sayı ne olursa olsun, sokakta üşüyen bir köpeğin gözünde o sayı hiçbir şey ifade etmiyor.
Bir barınağa gidişim: İlk gerçek temas
Bir hafta sonra İstanbul’a tekrar gittim. Bu sefer içimde bir karar vardı. Bir arkadaşımın yönlendirmesiyle bir hayvan bakımevine gittim. Adını özellikle yazmıyorum, çünkü orası bir yerden çok bir his gibiydi.
Kapıdan içeri girer girmez koku çarptı yüzüme. Ama bu kötü bir koku değil, daha çok yaşamın iç içe geçtiği bir gerçeklik gibiydi. Sesler vardı; havlayan köpekler, miyavlayan kediler, bağıran insanlar…
İlk defa o an düşündüm: İstanbul’da kaç hayvan barınağı var sorusu aslında yanlış bir soru olabilir. Belki de doğru soru şu: “Kaç tanesi yeterli?”
Bir köpekle göz göze geldiğim an
Tel örgünün arkasında siyah bir köpek vardı. Hareket etmiyordu. Sadece bakıyordu. Yanına yaklaştım, başını kaldırdı.
O bakış var ya… anlatması zor.
İçimde bir şey kırıldı gibi oldu. Sanki Kayseri’deki sessiz sokaklar, İstanbul’un gürültüsüne karıştı o an. Kendime kızdım. Çünkü ben sadece “İstanbul’da kaç hayvan barınağı var?” diye düşünürken, o köpek hayatta kalmaya çalışıyordu.
O an duygularımı saklayamadım. Boğazım düğümlendi. Gözlerim doldu. Ve bunu saklamak istemedim bile.
İstanbul’un büyüklüğü ve barınakların görünmezliği
İstanbul çok büyük bir şehir. Bunu herkes bilir ama yaşayınca anlamı değişiyor. 39 ilçe, milyonlarca insan, bitmeyen bir hareket…
Böyle bir yerde hayvan barınaklarının görünmez kalması aslında şaşırtıcı değil ama kabul etmesi zor.
Çünkü sistem var ama şehir daha büyük.
Bir yanda sahil boyunca yürüyen insanlar, kahve içen gençler… diğer yanda ise aynı şehrin arka sokaklarında hayatta kalmaya çalışan hayvanlar.
İşte bu çelişki beni en çok yoran şey oldu.
Gönüllülerle konuşma: Umudun küçük ama gerçek hali
Daha Fazlası İçin: Şahıs şirketi ile ithalat yapılır mı ?
Barınakta birkaç gönüllüyle konuştum. Çoğu haftada birkaç gün geliyordu. Bazıları mama getiriyor, bazıları temizlik yapıyordu.
Bir kadın şunu söyledi:
“Burada sayı önemli değil, her gün kurtarılan bir can önemli.”
O cümle bende kaldı.
Çünkü ben hâlâ zihnimde “İstanbul’da kaç hayvan barınağı var?” sorusuna takılmıştım ama onlar sayıyı değil, hayatı konuşuyordu.
Küçük bir yavru kedi
Bir köşede küçük bir yavru kedi vardı. Gözleri daha yeni açılmış gibiydi. Elime aldım, titriyordu.
O an içimde iki duygu aynı anda vardı: korku ve umut.
Korku, çünkü bu kadar küçük bir canın sokakta ne yaşadığını düşünmek bile ağırdı.
Umut, çünkü artık güvende bir yerdeydi.
Ama sonra düşündüm: Ya o güven her yerde yoksa?
Kayseri’ye dönüş ve içimde kalan soru
Eve döndüğümde Kayseri daha sessiz geldi. Ama içimde sessizlik yoktu artık.
Defterimi açtım ve aynı soruyu tekrar yazdım:
“İstanbul’da kaç hayvan barınağı var?”
Bu sefer cevap aramıyordum. Daha çok kendime şunu soruyordum: Biz neden sayılara bu kadar takılıyoruz?
Çünkü aslında mesele sayı değil. Mesele erişim, kapasite, farkındalık ve en önemlisi vicdan.
Şehirler, hayvanlar ve görünmeyen sorumluluk
İstanbul’da barınakların olması önemli. Ama tek başına yeterli değil. Çünkü şehir büyüdükçe sorunlar da büyüyor.
Kayseri’den bakınca İstanbul çok uzak bir dünya gibi görünüyor. Ama aslında aynı ülkenin içinde, aynı duyguların içinde yaşıyoruz.
Sokakta üşüyen bir hayvan, İstanbul’da da aynı acıyı hissediyor, Kayseri’de de.
İnsanlık tarafı
Beni en çok düşündüren şey şu oldu: İnsanlar alışıyor.
Bir süre sonra sokakta yatan bir köpeği görmek normalleşiyor. Oysa normal değil.
İşte bu yüzden “İstanbul’da kaç hayvan barınağı var?” sorusu sadece bilgi değil, bir farkındalık sorusu olmalı.
Bu içeriğimizin sonuna geldik. Softpark olarak “Ağrıda barınak var mı” hakkındaki sorularınızı yorumlarda paylaşabilirsiniz.
Son sahne: Yağmur ve sessiz bir karar
İstanbul’dan ayrılmadan önce son kez sahile gittim. Yağmur yine başlamıştı.
Bir köpek bankın altına sığınmıştı. Yanımda taşıdığım küçük bir mama paketini açtım. Sessizce yanına bıraktım. Kaçmadı. Sadece baktı.
O an içimde garip bir huzur vardı. Belki küçük bir şeydi ama doğru bir şeydi.
Ve içimden şunu geçirdim:
Sayıları bir gün öğrenebiliriz, istatistikleri bulabiliriz, raporları okuyabiliriz… ama bazı şeyler sadece yaşanarak anlaşılır.
İstanbul’da kaç hayvan barınağı var sorusu o gün benim için bir cevaba değil, bir farkındalığa dönüştü.
Ve o farkındalık hâlâ içimde duruyor.